1   +   1   =  
A password will be e-mailed to you.

baycentilmen

Ufak Dokunuşlar

Merhaba baycentilmen.com okurları.

Sizleri özledim. Mesaj kutusundan anladığım kadarıyla sizde beni özlemişsiniz. O yüzden sizlere büyük fayda sağlayacak ufak dokunuşlardan bahsetmeye karar verdim bu yazıda.

Dediğim gibi ufak dokunuşlar. Yapın hemen etkisini görün.

Birinci önerim; gidin bütçenize göre herhangi bir giyim mağazasını lootlayın. Kendinize yeni ve güzel şeyler alın. Görüntüyü netleştirin.

Çoğunuz yıllardır alışveriş yapmamış. En son anasının ona aldığı şeyleri giyiyor. Haliyle giydiğiniz şeyler içinize sinmiyor. Bu yüzden kendinize güvenmiyorsunuz. Ananız sizi giydirdiği için çağın gerisinden geliyorsunuz. Genç kardeşlerim artık giyim alışverişini kendiniz yapın. Gidip kendinize zaman ayırıp üstünüze yakıştırdığınız kıyafetler almak hemen sizin özgüveninize olumlu katkı sağlayacaktır.

İkinci önerim; evden çıktığınız zaman daima mermi gibi olun. Ev dışında herhangi bir yerde halsiz, cansız, hantal veya mutsuz gözükme şansınız yok. Kötü enerjiniz 1 km uzaktan belli oluyor. Böyle yıkık gibi gezmeyin sokakta.

İlla hepiniz bu durumu hayatınız da bir kere mutlaka yaşamışsınızdır. Dışarı çıkarsınız. Sosyal ortamlara girersiniz. Farkedersiniz ki o gün diğer bütün günlerden farklıdır. Her girdiğiniz ortamda insanlardan daha fazla reaksiyon alırsınız. Sanki her dediğiniz onları güldürüyor ve eğlendiriyor gibidir. Kadınların daha fazla dikkatini çekersiniz ve kendinizi müthiş enerjik hissedersiniz. Heh işte bu durumu hatırladınız. Bu durumun yaşanmasındaki kilit nokta sizin enerjiniz beyler. Sizin içinize sığmayan o yüksek enerjiniz. Bunu dertler, sorunlar ve insanlar sürekli olarak sömürürler. Bu yüzden yüzde 100 ü yansıtamazsınız çoğu zaman. Ama bu sizin probleminiz. Yüzde 100 ü yansıtmak istiyorsanız eğer daha kapıdan çıkarken kendinizi buna şartlamanız gerekiyor.

Dışarısı sürprizlerle dolu bir açık dünya oyunu. Orada davranışlarınız ve değeriniz kadar saygı ve ilgi görürsünüz. Düşük enerjinizle diğer botların arasında katılmayın. Yüksek enerjinizle onların ilgi odağı ve eğlence merkezi olun. Altın kural : Kapıdan çıktığın anda oyunun içindesin. Sen, evdeki sen değilsin. Buna göre davran.

Üçüncü ve son önerim hikaye anlatıcılığınızı geliştirin. Ne kadar iyi bir hikaye anlatıcısı olursan çevrende o kadar fazla insan toplarsın. E tabi hikaye anlatıcılığının iyi olması için ortada bir hikaye olması gerek en başta. Bu da sizin yaşam tarzınızla alakalı. Efendi çocukların kaybettiği yerlerden biri de bu. O kadar sağlamcılar ki hiçbir riske girmeden yaşıyorlar. Sarhoş olmayacak kadar içiyorlar. Daima ceplerinde ki para kadar harcıyorlar. Bunlar aslında mantıklı şeyler şimdi yazınca bana da mantıklı geldi gskdgdfsgs

Ama arada bununda dışına çıkmak lazım beaa. Bazen çizginin dışına çıkıp rüzgarın götürdüğü yöne gitmek lazım. Güzel anılar böyle ortaya çıkar. Diğerleri sıkıcıdır.

Siz beni anladınız :))

Ufak dokunuşları uygulayın. Faydasını görün. Daima zevk almaya bakın. Öptüm sizi bir sonraki yazıda görüşürüz.

En Sevdiğim Yabancı Diziler

Merhaba gençler. Epey düşünmem gerekti bu listeyi yaparken. Bu kadar düşünmemin ilk nedeni listeyi olabildiğince top 3 şeklinde yapmak istememdi. En en ennn sevdiklerimi görün istedim. Çok fazla dizi olduğu için karar vermek zordu. Bu yüzden top 4 oldu liste.

İşimi bu kadar zorlaştıran 2. neden ise henüz bitmemiş dizileri listeye eklemekten vazgeçmemdi. Game of Thrones’un final sezonunu gördükten sonra; henüz bitmemiş bir diziyi almanın mantıksız olduğunu düşündüm gdmgfgfdg

Şaka maka ne iğrenç bir final sezonu izlettiler bize ya. Kitaplarını da okumakta olan biri olarak, kitap kalitesinde bir şey beklemiyorum tabiiki. Ama adamın mis gibi eserini iyi kötü buraya kadar getirmişken, son sezonda piç etmeseydiniz keşke. Neyse umarım artık dizi bittikten sonra çıkacak olan spin-off ları güzel yaparlar.

Henüz bitmemiş dizileri eklemediğim için listede Peaky Blinders, Westworld gibi diziler yok.  Normalde onları da eklerdim bu listeye ama dediğim gibi daha ne olacağı belli değil :))

Bitmemiş diziler için daha sonra ayrı bir liste yaparız.

Şimdi top 4 ü açıklayalım.

Rome

İsminden de anlayabileceğiniz üzere, antik Roma da geçen bir dizi. Entrika, taht oyunlar, kan, savaş, seks. Ne ararsanız var. Oyunculuklar harika. Diyaloglar süper. Atmosfere zaten diyecek bir şey yok.

İlk defa bu kadar fazla övdüm herhalde bir diziyi :)) Ama hak ediyor. İzleyin eminim siz de çok seveceksiniz.

Bu diziyi Spartacus’le kıyaslayan bazı kişiler var. İki diziyi de çok seven bir olarak şunu söylemeliyim ki, Rome Spartacus’ün içinden geçer.

Rome kült bir eserdir. Spartacus ise izleyenlere keyifli vakit geçirtecek güzel bir yapımdır.

Rome, Al Pacino ve Robert De Niro’lu, “Heat” filmidir. Spartacus ise “Hızlı ve Öfkeli” serisidir.

Farkı anlatmaya gerek yok.

En sevdiğim karakter : Marcus Antonius

Sons of Anarchy

Daha önce önerdim sanırım. Harikadır. İçinizde azıcıkta olsa bir motorsiklet tutkusu varsa, bu dizi alır onu 100 le çarpar. Müziklerini diziyi bitirdikten sonra bile açıp dinlersiniz. En iyi müzik seçimleri kesinlikle bu diziye aittir.

Şimdilerde bir spin-off u çıktı. Fakat beni sarmadı.

Hiç düşünmeden izleyin.

En sevdiğim karakter : Opie Winston

Oz

Hapisane temalı harika bir dizi. Başrolü yok. Ne zaman ne olacağı hiç belli değil. Uyandırayım :))

Psikolojik ve sosyolojik çıkarımlar da içeriyor. Karakter gelişimleri çok iyi yansıtılıyor. İçeriye bir süt çocuğu olarak giren birinin nasıl yavaş yavaş psikopata bağladığını çok net görüyorsunuz.

Özellikle hapisane temalı filmleri sevenler kaçırmasın.

Bunu da Prison Break dizisiyle kıyaslayanlar var. Az önce Rome ve Spartacus için ne dediysem aynısı bunun içinde geçerli. Oz içinden geçer beyler :))

En sevdiğim karakter : Ryan O’reilly

Band of Brothers

2. dünya savaşına özel bir ekibin hikayesini konu alan 10 bölümlük bir mini-dizi. Bir başyapıt.

Her bölümü film kalitesinde.

Bizde 1000 tane Band of Brothers çekebilecek kadar hikaye olmasına rağmen bu konuda malesef bir bok yapılmıyor. Üzüntü verici.

En sevdiğim karakter : Dick Winters

 

Tavsiyelerim bu kadar dostlar. Sizinde tavsiyeleriniz varsa aşağı yorum kısmına yazabilirsiniz.

Bir ara genel kültürünüzü artıracak ve keyifle izleyeceğiniz belgesel önerisi de yaparız.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

 

 

Bir Kadın ve Sekiz Beta

Merhabalar baycentilmen.com okurları. Bugün flaş bir konuyla karşınızdayım.

Bundan bir süre önce youtube ta gözüme çok saçma bir video çarptı. Aranızda mutlaka izleyenler vardır. Normalde ilk izlediğimde yazacaktım fakat unutmuşum galiba :))

Videonun adı 8 erkek 1 kız. 8 erkek bir odada maskeli bir şekilde oturarak, ortada duran bir kızı mesajlaşma yoluyla etkilemeye ve sona kalmaya çalışıyor.

Uzun zamandır izlediğim en cringe videolardan biri baştan onu söyleyeyim. Şimdi bu videoyu koyuyorum. Sizlerde izleyin ve ardından bu konu hakkında konuşalım.

 

 

İzlediyseniz başlayalım bakalım.

Şimdi bu videoyu 2 açıdan incelemek istiyorum. Birincisi böyle bir konseptin erkekler için ne kadar aşağılayıcı olduğu yönünde bir inceleme olacak. İkincisi de video içerisindeki diyaloglar ve yazışmalar hakkında olacak.

Şimdi hep soruyorsunuz ya “abi bu kızların götü neden bu kadar kalkık” diye. Bu videodan sonra sormazsınız herhalde. 8 tane erkek, sona kalanın ödül olarak kızla kahve içmeye çıkacağı, adeta battle royale formatında bir oyuna gönüllü olarak katılıyorlar ve buradan bir başarı bekliyorlar.

Neden böyle bir şeyi kabul ettiniz ki ? Siz geçin ortaya, 8 tane kadın sizin için kapışsın. Ödül olarak gördüğünüz şey cidden değerli mi ? Ben söyleyeyim. Hiçbir değeri yok. Dışarı çıkın, milyonlarcası var. Kısacası gelip böyle bir videoda maymunluk yapıp kendinizi rezil etmenize gerek yok. Ortada bir ödül varsa, bu ödül her zaman için siz olmalısınız. Zaten kendinizi değil karşınızdaki kadını ödül olarak görüyorsanız, kadınlar karşısında şansınız “0” . Çünkü onlarda kendilerine ödül muamelesi yapan erkeklere karşı arzu duymuyorlar.

Kısacası bu sokuk yarışmada sona kalsanız bile o kadın size karşı hiçbir arzu duymayacaktır. Ki zaten kızın sona kalan elemanın elini nasıl tiksintiyle tuttuğunu hepiniz gördünüz sdadsadada

Şimdi gelelim ikinci kısıma.

Videodaki kız; kadınsı özelliklerini ön plana çıkartmayı seven ve günümüzde instagram sayesinde de aşırı ilgiden dolayı kendini bulunmaz hint kumaşı sanan tipik kız modeli.

Erkeklere gelelim. Saçma sapan giriş cümleleri. Karşı tarafın hak etmediği iltifatlar. Sürekli kendini anlatarak sohbeti ilerletme çabaları. Bir anda şaire yada filozofa dönenler. Kızın yazdığı bir satır cümleye destan yazanlar. Kızı soru bombardımanına tutanlar. Elenip çıkarken utana sıkıla çıkanlar. Sen kaybettin diyen pasif agresifler.

Kısacası neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor gençler :))

Şimdi videoyu bu kadar gömdük. Ama buradan çıkaracağınız dersler yok mu ? Var tabiiki.

Yukarıda aslında hiçbir kadına karşı yapmamanız gereken hataları yazdım. Saçma sapan girişler yapmayın. Giriş cümleniz sıradan değil, farklı olsun. İltifat etmeyi bilmiyorsanız asla iltifat etmeyin. Şairliğe soyunmayın. Çok aç gözüküyorsunuz. Aynı şekilde soru bombardımanı yapanlar sizde aç gözüküyorsunuz. İdeal konuşma, kendinizden olabildiğince az bahsettiğiniz konuşmadır. Bir gizeminiz olsun. Konuşmayı kızın üstüne çekin. Zaten kendileri hakkında konuşmaya bayılıyorlar. Sona kalan elemanda diğerlerinden farklı olarak bunu yaptı.

Kız en son, “Ödül olarak bir kahve içmeye çıkarız” dediğinde eğer eleman “Buradaki tek ödül benim. Seninle kahve içmekte ilgimi çekmiyor.” yada “Ben gerçek hayatta da alışığım bu duruma. Benim içinde antrenman oldu.” minvalinde cümleler kursaydı o zaman arkadaşı bir bölüm sitemiz de ağırlardık ama malesef onunda diğerlerinden çok bir farkı yok :)))

Sonuç olarak hayatınızın merkezinden kendinizi çıkarıp oraya bir kadını koyduğunuz gün bittiğiniz gündür gençler. Bizim trakya da bu tarz erkeklere “amsalak” denir. Kesinlikle kendinizi, ailenizi, geleceğinizi bir kadın için 2. plana atmayın.

Eğer atarsanız “amsalak” olursunuz :))

Bir sonraki yazı, uzun zamandır çok istenen “Baycentilmen’in En Sevdiği Diziler” olacak. Bugüne kadar ufak tefek önerilerde bulundum. Fakat top 3 yada top 5 tarzı bir liste yapmak beni gerçekten zorlayacak. Bakalım hangileri olduğunu göreceğiz.

Görüşmek üzere.

 

 

 

 

 

Gerçek Dövüş Kulübü : Bare Knuckle Boxing

Merhaba dostlarım. Geçen yazıda söz verdiğim gibi yeni bir sporu bugün sizlerle tanıştırıcam.

Açıkçası benim gibi manyakların uzun süredir beklediği bir spordu. Sporumuzun adı “bare knuckle boxing”. Türkçe adıyla “eldivensiz boks”.

Yeni bir spor gibi göründüğüne bakmayın. Belki de insanlık tarihinin en eski sporlarından biri. Modern boksun atası. Antik yunan olimpiyat oyunlarında da bile var olan bir dal.

İngilizler 1719 yılında, belli başlı kurallar ekleyip bu sporun temellerini atmışlar. Fakat eldivensiz olduğundan, maçlar çok kanlı geçtiği için daha sonradan günümüzdeki boks sporuna doğru evrilmiş.

Boks sporuna evrilmiş diyorum çünkü aslında birbirlerinden çok farklılar. İlk bakışta tek fark eldiven faktörü gibi gözükse de, o eldiven faktörü bir çok farklılığı da beraberinde getiriyor. Örneğin bokstaki temel gard pozisyonunu, bir bare knuckle boxing maçında denerseniz, çok sağlam bir dayak yeme garantiniz var. Boksta eldivenler suratın neredeyse tamamını kaplarken bunda böyle bir durum yok. Üstüne bir de elleriniz haşat olur. Benden söylemesi.

Bu arada bu sporun şuan ki çıkış yeri Amerika. Orada da yasaktı. Fakat bir şekilde güzel bir projeyle legal olarak şuan için başladı. “Bare Knuckle Boxing Championship” ismiyle kurulan ilk organizasyon şuan başarıyla ilerliyor. Ufc den Bec Rawlings ablamız ve son olarak Artem Lobov transferiyle de ileride bu sporun bir yerlere geleceğinin sinyallarini alıyoruz.

Küçükken internetten, Kimbo Slice’ın sokak kavgalarını izleyerek büyüdüğümüz için beklentiler yüksek. Keşke şuan yaşasaydı da onu da bu sporu yaparken izleyebilseydik. Kesin şampiyon olurdu. R.i.p Kimbo Slice diyip yazımıza devam edelim.

Şuan ki seyir zevkine gelirsem, baya tatmin edici. Vuruşlar çıplak elle yapıldığı için çıkan sesleri tahmin edebiliyorsunudur 🙂 Bir hayli kanlı olduğunu da belirtmem gerek. Kan görmekten hoşlanmayanlara göre bir spor değil.

Tabiiki de seyir zevki olarak bir ufc değil. Ama sporun gelişimiyle birlikte seyir zevki de iyice artacaktır.

Bazı çok humanist(!) arkadaşlar, bu tarz mma, boks tarzı sporlara; “Birbirlerini döverek bayıltma amacı güden spor mu olur aq” gibi yorumlar yapıyorlar. İzleme kardeşim o zaman. Efendilik arıyorsan git beyaz show izle. Kimse seni zorlamıyor.

Bazıları motor sporlarına ve yükselişte olan e-spor dallarına da benzer yorum yapıyor. “Oturduğun yerden spor mu yapılır len amq ” tarzı boş yorumlar. Onlara da cevabım şu : Evet kardeşim olur. İçinde rekabetin ve mücadelenin olduğu her şeyden spor olur. Bu konuya da bu şekilde noktamızı koyalım.

Son olarak, Vice kanalı bu yeni sporun ilk event ini, minik bir belgesel niteliğinde çekmiş. Merak edenler izlesin diye buraya bırakıyorum. Video nun içerisinde maç içi görüntülerde var. İzlerseniz görebilirsiniz. Ama bunlar beni kesmez derseniz, bare knuckle fc youtube hesabından, bazı free maçlara ulaşabilirsiniz. Cümleten iyi seyirler dilerim. Bir başka yazıda buluşmak üzere. Hoşçakalın.

 

 

Ağır Abi vs Esprili Erkek

Merhaba arkadaşlar. Kısa süre önce güzel bir soru geldi mail adresime. Arkadaşa da bunu sitede cevaplayacağımı söyledim.

Yazan arkadaş baya uzun yazmış. Ben uzatmak istemediğim için size özet geçeceğim.

Arkadaşınız yazdığı mesajda; zeki, komik ve enerjik biri olmanın her ne kadar başlarda ortamdaki insanları etkilediğini düşünse de, daha sonrasında bu etkileyiciliğin azaldığını ve ortamdaki ilginin daha çok sessiz, ağır takılan adamlara kaydığını düşündüğünü söylemiş.

Son olarak ise aynen şu cümleyi yazmış :

Benim sorum şu : Sence ilk tanışmada enerjik olarak insanları etkiledik tamam. Peki daha sonra nasıl bir karakter olmalıyız? (bunu sadece kızlar için değil genel olarak hem kız hemde erkekler tarafından aranılan kişi olmak)

Şimdi soruya cevap vereyim.

Öncelikle dostlar, bu arkadaşınız herkesi memnun etmek istiyor. Bu çok yanlış ve imkansız bir düşünce. Şunu asla unutmayın : Her insanı etkilemeniz mümkün değil !!!

Bu kesin bir bilgi, yayalım bunu.

Sadece kadın olarak düşünmeyin bunu. İnsan ilişkilerinin geneli böyle. Bir insan asla herkesle iyi anlaşamaz. Zaten herkesle iyi anlaşan biri varsa çevrenizde; bilin ki en büyük ibne o.

Bir insan nasıl herkesle iyi anlaşabilir amınakoyim. Hiç mi biriyle fikir ayrılığına düşmezsin. Hiç mi birinin saçma bir huyu seni rahatsız etmez. Böyle bir şey yok. Bu tarz bir insan varsa çevrenizde, direk yol verin.

Kadın-erkek ilişkilerinde de bu olay aynen böyle. Sizin eğer temel özellikleriniz (tip,para,statü,sosyal beceriler ve madde x) yeterince iyiyse yani en azından ortamdaki diğer erkeklerin hepsinden iyiyse, diğerleri ne yaparsa yapsın yine ilgi odağı siz olacaksınız. Karakterinizde herhangi bir değişim yapmanıza gerçekten gerek yok. Çünkü hiçbir zaman herkesle iyi olamazsınız.

He eğer insanların hepsinin ilgisi sizden kopup başka birilerine kaymaya başladıysa; bu demektir ki düşündüğünüz kadar yüksek değerli bir erkek değilsiniz. Yada ortama daha yüksek değerli biri geldi.

Ayrıca şöyle de bir konu var. Genel olarak ortamda dikkat zaten her zaman enerjik, sürekli insanları güldüren kişinin üzerinde olur. Yani siz böyle olduğunuz halde ilgi başkasına kayıyorsa, o ortamda bir tane sessiz sikici var demektir :)) Ama bu tamamen o insanın değerinin yüksek olmasından kaynaklıdır.

Çünkü bu bahsettiğimiz 2 insan profilinin de aslında iyi yönleri ve kötü yönleri var. Mesela enerjik ve sürekli ortamı güldüren adam, ilgiyi daha fazla üzerinde toplar fakat çok fazla konuştuğundan bazıları için fazla gizemli bir tarafı yoktur.

Diğer ağır takılan karakter ise dışarıdan gizemli ve merak uyandırıcı gözükür. Bu iyi bir şeydir. Ama aynı zamanda genel olarak sessiz olduğu için bazı insanlar onun özgüvensiz yada bilgisiz biri olduğu için konuşmadığını düşünebilir.

Kısacası düşündüğünüz zaman her 2 karakterin de iyi ve kötü noktaları var.

O yüzden tekrardan söylüyorum. Siz yerine göre enerjik ve komik yerine göre de ağır ve gizemli takılın. Ben illa şu olacağım diye takmanız gayet gereksiz. Çünkü hiçbir zaman insanların tamamını etkileyemezsiniz.

Bu aynı müzik gibi. Örneğin rap müzik sevmeyen bir kadına, Eminem’in ass like that şarkısını dinletirseniz tabiiki de o, bunu sevmeyecektir. Çünkü kadın belki türkü seviyodur amınakoyim.

Bu dediklerimi asla unutmayın gençler. Eğer herkesi etkileyebileceğinizi düşünüp sürekli karakterinizi değiştirirseniz, uzaktan dansöz gibi gözükürsünüz.

He son olarak şunu da belirtiyim. Hayatta sadece siyah ve beyaz yoktur. Gri alanlarda vardır. Yani bir adam hep enerjik bir karakter olacak diye bir şey yok. Yada hep ağır abi. Bunlar ikisi aynı anda olamıyor mu ? Olur gayette güzel olur.

Kasmayın kendinizi fazla :))

Bugünlük bu kadar. Bir sonraki yazımız, yeni bir sporla ilgili. Hoşçakalın.

 

 

 

Boy Uzatma Yöntemi

Merhaba dostlar. Bugün sizlere faydası dokunacak bir konuyla geldim.

Birçok arkadaşımız bana dm den tavsiye almak için yazıyorlar. Hepsinin kadınlarla arasının kötü olmasının nedenleriyle alakalı bahaneleri var 🙂 Bunlardan bir kısmının ise bahanesi boylarının kısa olması. Kimse boyunun kısa olmasını istemez. Herkes olduğundan daha uzun olmak ister. Ama bu bir bahane değil kusura bakmayın 🙂 Ne kısa boylu adamların yanında manken gibi kızlar var. Siz de bunu görmüşsünüzdür.

Daha önce kısa boyluların nasıl giyinmesi gerektiğiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Hatta o konuda araştırma yaparken ekşi sözlükte önüme çıkan bir entry den alıntı yapmıştım.

Bugün ise daha da etkili bir konuyla karşınızdayım. Size boyunuzu kıyafetlerinizle nasıl daha uzun gösterebileceğinizi değil, boyunuzu yaşınız kaç olursa olsun; nasıl uzatabileceğinizi anlatacağım.

Evet yanlış duymadınız. Pratik olarak şuan olduğunuzdan 2 ile 4 cm arasında daha uzun gözükebilirsiniz.

Peki bu nasıl olacak ?

İlk olarak şunu söyleyeyim. İnsanların hepsi günlük hayatında ya sürekli oturuyor yada ayakta duruyor. Oturduğumuz yerlerde genel olarak kuş tüyünden yapılma rahat koltuklar olmuyor. Genel olarak sikko sikko yerlerde oturuyoruz. Bu sebepten ötürü herkeste ufakta olsa bir duruş bozukluğu var. Yani omurgamız üzerinde sürekli bir baskı olduğu için bir nevi omurlarınız birbirine yaklaşıyor. Bu yüzden olduğunuzdan daha kısa gözüküyorsunuz.

Hele hele yaşlanınca omurların arasındaki sıvıda da bir azalma olduğundan dolayı, vücut iyice kısalır. Yaşlıların çökmesinin nedeni budur. Genelde hiçbiri gençken olduğu boyunda değildir.

Bu yüzden eğer bu durumu ortadan kaldırırsanız, 2-4 cm arasında uzayıp daha uzun gözükebilirsiniz. Bu durumu ortadan kaldıracak şey ise esneme hareketleri ve eğer şişman iseniz kilo vermektir. Kilo verip omurganıza binen baskıyı azaltırsınız; esneme hareketleri yaparak ise vücudunuzu iyice esnetirsiniz, bu sayede duruşunuzda düzelir. Ve sonuç : Tebrikler, uzadınız :))

Aslında bilimsel olarak bu bir uzama değil. Çünkü kemiklerinizi uzatmıyorsunuz. Eğer gelişiminizi tamamlamış yani artık 22-23 yaşlarında bir bireyseniz; sizin vücudunuzdaki kemiklerin uzama ihtimali yok. Hatta bu daha erken yaşlarda bile gerçekleşmiş olabilir. Ama farketmez. Bizim bununla bir işimiz yok. Sizin yapmanız gereken vücuttaki baskıyı azaltmak ve duruş bozukluklarını gidermek. Bunları yaparak daha uzun olabilirsiniz.

Bu olayı çok uzun yıllardan beri biliyorum aslında. Komşum olan bir hatun bir süre düzenli pilatese gidiyordu. Pilatesin ne olduğunu biliyorsunuz. Genel olarak vücudu esnetme üzerine kurulu bir sistem.

Bu hatun pilatese başladıktan sonra boyunun 2 cm uzadığından bahsetmişti. Bende tabi daha önce böyle bir şey duymadığım için baya şaşırmıştım. Çünkü o zaman bile 30 lu yaşlarının başında bir ablamızdı. Kadınların uzamasının erkeklerden de daha erken olduğunun düşünürsek normal bir şekilde uzamadığı gayet aşikar. Kısacası ilk o zaman böyle bir olayın varolduğunu öğrendim.

Daha sonra takip eden yıllarda ise bir yerden elime bir kitap geçti. Kitabın adı “Yaş 75, Yolun Yarısı”. Bazen aylak kaldığımda böyle cins cins kitaplarda okurum. Taşak geçmeyin hemen gfgfsgds

Bu kitabı yazan gazeteci abimizde, 75 yaşında olmasına rağmen yaşıtlarının boyları 5 ila 10 cm arasında kısalırken; kendisinin nasıl gençken 1.86 olan boyunu uzatıp 1.88 yaptığını anlatıyordu ufak bir yerde. Bu abinin tekniği de yine esneme hareketlerine dayanıyordu. Fakat ekstra olarak ve cidden düşündüğümde ulan bunun harbiden faydası olur aq dediğim bir hareket vardı. Bu hareket ise ayaklarınızdan kendinizi baş aşağı sarkıtmak. Evet baya asıyorsunuz kendinizi ayaklarınızdan. Kısa bir sürede olsa her gün bu şekilde vücudu esnetmenin çok faydalı olduğunu ve yaşıtları 5-10 cm kısalırken kendisinin uzamasını buna bağlıyordur abimiz. Baş aşağı asılma olayını da ayaklara takılan bir aparatla yapıyordu o. Ben daha önceden yurtdışında ki bazı insanların farklı bir aletle günün yorgunluğunu atmak için baş aşağı durduğunu duymuştum. Ama böyle bir faydası da varmış. Eğer bu konunun iyice meraklısıysanız kitabı alıp okuyabilirsiniz. Orada büyüme çağındaki bir arkadaşının oğluna da bu olayı uyguladığı ve bu sayede o çocuğun sülalede ki herkesten daha uzun olduğunu fotoğraflarla destekliyordu adam.

Valla dostlar, benim anlatacaklarım bu kadar. Eğer bu konuda ekstra bir bilgiye sahipseniz yorum bölümünde yazarsanız diğer arkadaşlarınız da bundan faydalanabilir.

Hangi esneme hareketini yapacaz ulennnn diyen arkadaşlar bunu youtube a yazabilirler. Milyon tane video çıkacağına eminim.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Hoşçakalın.

 

 

Yabancı Dizi Önerileri vol.1

Merhaba baycentilmen.com okurları.

Aramızda üniversite okuyan, lise okuyan birçok arkadaşımız var. Tamda sömestra yeni girmişken onlara bir jest olsun diye böyle bir yazı yazmak istedim. Diğer arkadaşlarda tabiiki bu dizileri kesinlikle izlesinler. Çünkü bu diziler son dönemlerde izlediğim en iyi netflix dizileri.

Bu sefer önereceğim diziler özellikle uzun metrajlı diziler değil arkadaşlar. Çünkü sömestr dedik. Tutup 7 sezonluk dizi önersem saçma olurdu :))

Zaten kendimde bu sıralar tek sezonluk mini-dizileri yada henüz tek sezonu çıkmış yeni dizileri tercih ediyorum. Uzun bir diziye başlayacak hem zamanım hem de isteğim yok. Sizde bu durumdaysanız şimdi söyleyeceğim dizilerin size ilaç gibi geleceğine eminim.

Eveeeet şimdi başlayalım.

Dogs of Berlin

Listemin göz bebeği olan bu diziyi bilerek en başa koydum.

Kesinlikle son zamanlarda izlediğim en güzel dizi. Hikayesi, kurgusu, oyunculukları her şeyi çok güzel.

Dizi müthiş bir polisiye örneği. Bol bol Türk var. Zaten dizi de, Almanya-Türkiye maçından bir gün önce Alman milli takımında oynayan Türk asıllı bir futbolcunun ölü bulunmasıyla başlıyor ve olaylar öyle gelişiyor. Fazla da ayrıntıya girmeyeyim. Kaçırmayın, izleyin 🙂

Bad Blood

Mafya filmleri seven bünyeme ilaç gibi gelmiş dizidir. Üstüne bir de gerçek hikaye olması olaya daha bir güzellik katıyor arkadaşlar.

Başrolde, Sons of Anarchy den tanıdığımız, sayko rollerin adamı, Kim Coates var. Bu dizide de her zamanki gibi sayko :))

Dogs of Berlin kadar iyi olduğunu söyleyemem. Ama mafya dizilerini ve filmlerini gerçekten seviyorsanız; bunu kaçırmayın.

 

Manhunt : Unabomber

Geldik buram buram zeka kokan bir diziye. Gençler, hani böyle 2 farklı büyük zekanın çarpıştığı diziler,filmler vardır ya; işte bu dizi öyle bir dizi.

Bu da gerçek bir hikayeden alıntı. Bir dönem yaptığı bombalı eylemlerle, Amerikayı epey uğraştırmış Ted Kaczynski ile onu yakalamak için görevli olan Jim Fitzgerald’ ın hikayesi.

Bu diziyi 1 günde izledim. Gece yatacaktım. Ama dizi o kadar heyecanlı ve merak uyandırıcı ki sabahlamak zorunda kaldım. Hatta diziyi bitirdikten sonra Ted Kaczynski’nin manifestosunun tamamını açıp okudum. 167 iq zeka düzeyinde olan bir manyağın yazdıklarını okumak cidden ilgi çekici bir deneyimdi. KESİNNN izleyin dostlar.

 

 

Şimdilik bu kadar öneri yeter arkadaşlar. 3 tane fıstık gibi tek sezonluk dizi önerdim. Sizi idare eder sanırım 🙂

Önümüzde ki günlerde de yeni paylaşımlar yapacağım. Beklemede kalın.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Sosyal Medya Kullanımı

Merhaba dostlarrrr.

Yine karşınıza güzel bir konuyla geldim. Hem de daha önce hiçbir yerde irdelendiğini görmediğim bir konu.

Konumuz sosyal medya kullanımında yaptığınız bir takım hatalar. Ben bugün özellikle kendi çevremde, sizlerde ve ünlülerin hesaplarında gözüme çarpan şeyleri anlatıcam. Sizlerde bu anlattıklarımı dikkate alacaksınız ve sonra evlere dağılıcaz. Yapılan hataları tamamen kafama göre bir sırayla listeleyeceğim. Teker teker hepsini açıklayarak gideceğiz dostlarım. Haydi başlayalım.

1. Aşırı derecede paylaşımda bulunmak

Bu bana göre yapılan en büyük hata. Ben aynı zamanda bu hatayı yapan bir insanın, ekonomi bilgisinden de şüphe ederim. Ekonomi 101 lan bu.

Piyasada çok olan bir şeyin, değeri düşüktür.

Yani siz deli gibi paylaşım yapıp insanların karşısına sürekli çıkınca, superman olsanız bile insanlar sizi sürekli gördüğü için artık normalleşiyorsunuz.

Bunun şuan piyasada da bir sürü örneği var. Babala Tv’yi daha ilk zamanlarında size önermiştim hatırlarsanız. O zamanlar 40k falandı abone sayısı. Çok güzeldi. İnanılmaz eğlenceliydi. Bende severek izlerdim. Ama daha sonrasında patlayınca, Oğuzhan Uğur her yerde o kadar çok karşıma çıktı ki, artık görmek istemiyorum aq. Mutlaka daha bir çok örnek var aynı bunun gibi.

Siz bu örneklerden olmayın. Dakika başı paylaşım yapmayın. Sürekli hikaye cart curt atmayın. İnsanlar sizi görmekten bıkmasınlar. Bırakın insanlar sizi biraz merak etsin. Aaaa nerede bu çocuk hiç gözükmüyor desinler.

Az önce youtube üzerinden örnek verdim. Yine youtube üzerinden güzel bir örnek vereyim. Çünkü bu olayın güzel örnekleri de var. Örneğin, bu konuyu şuan en iyi şekilde yapan kanal “Deep Turkish Web”. Adamlar çok nadir paylaşımda bulunuyorlar. Ayda maksimum 2 video. Kişisel sosyal medya hesapları desen; neredeyse hiç paylaşım bile yapmıyorlar. Herhangi bir kanala konuk olmadılar yada röportaj vermediler ve vermemeye de devam ediyorlar. Kısacası adamlar kendilerini bilerek yada bilmeyerek sürekli özletiyorlar. İnsanların karşısına da olabildiğice az çıktıkları için insanlar hiç sıkılmıyor. Kısacası yaptıkları şey tam olarak olması gerektiği gibi. Neyse bu konu artık bitti. Çıkışşş yapıyorum :)))

2. Sürekli Aynı Tarz Fotoğraf Paylaşmak

Bu da kötü bir hata. Ünlüler arasında da bu hatayı yapan çok kişi var. Adamın yada kadının profile bir giriyosun; 3523544552 tane fotoğraf var ve hepsi aynı poz, aynı açı yada aynı konsept.

Direkt olarak bilindik örnek vermek gerekirse, Burak Özçivit’in profili kesinlikle böyle. Fotoğrafların çoğu selfie. Yada aynı poz. Bazıları gene hepten leş. Uzaklara bakarak attığı selfie ler falan var :))) Hiç 12 milyon insanın takip ettiği bir profil gibi durmuyor yani. Hee bu hatayı yapan Burak Özçivit olduğu için tabiiki bir sıkıntı yok. Adam zaten yakışıklı, ünlü, zengin vs. Bu onun için çokta önemli bir şey değil. (yapmasa daha iyi olur) Ben asıl siz bu hatayı yapmayın diye söylüyorum.

Kadınlardan da büyük bir hayranlık duyduğum Mine Tugay’ın hesabı böyle. Bütün fotolar aynı. Ne yapsa beğeneceğim için yargılamıyorum ama böyle yapmasa daha iyi :))

Sizde bu hataya düşmeyin. Çektirdiğiniz fotoğraflar, bir anı ölümsüzleştirmek için çekilmiş fotoğraflar olsun. Sırf fotoğraf çekilmek için çektiğiniz pozları gidip oraya buraya atmayın.

Kıvanç Tatlıtuğ’un profili tam olarak olması gerektiği gibi. Çok fazla paylaşım yapmıyor. Son attıkları değil de aşağılara inerseniz attığı fotoların çoğununda bir hobisiyle ilgilenirken olduğunu görürsünüz. Birinde off-road yapıyor. Birinde dalıyor. İşte bu tam olması gerektiği gibi.

3. Sıçtığı Boku Bile Paylaşanlar

Açıkçası çok yakın arkadaşımsa bile bu tipleri direk takipten çıkıyorum. Çünkü kimse kimseyi bu kadar çok merak etmiyor amınakoyim. Ne bu paylaşma hastalığı. Yediği yemekten sıçtığı boka kadar her şeyi paylaşanlar; size sesleniyorum. Yok olun artık.

4. Sürekli Çıplak Poz

Bunun erkek versiyonu genelde fitness ile kafayı bozmuş tayfa.

Bana sorarsanız saçma. Bir kere bile atmayın. Ama o kadar yapmışım, hiç mi göster miyim şimdi diye düşünen arkadaşlar da çok istiyorlarsa bir tane atsın yeter. Aksi halde atmanız sadece o vücudun değerini düşürür.

Sizde de oluyor mu bilmiyorum ama kadının sütyenini çıkartana kadar her şey daha bir çekicidir. O sütyen çıktığı anda artık o eski şehvet kalmaz. Gitgide azalır. Normalleşir her şey. Bir süre sonra ters çevirirsiniz oraya bakmazsınız bile.

Buradan çıkaracağımız şey şu : Biz insan olarak her zaman ulaşamadığımız şeyleri arzularız. Bir şeyi elde edemiyorsak o bizim için daha değerlidir. O şeyi elde ettikten sonra hiçbir zaman eskisi gibi arzulamazsınız. Bugün bana bir Ferrari hediye edin. O gün çıkar deli gibi gezerim. Sonra otoparka parkeder, balkondan bütün gece onu izlerim. Ama bir hafta sonra onun benim gözümde sıradan bir arabadan farkı kalmaz. O yüzden bırakın insanlar sizin vücudunuza hemen ulaşamasın. Azıcık süpriz olsun. Siz durmadan paylaşıp süprizi bozmayın :))

Yazı çok uzadı gençler ya. Daha yazacaklarım vardı bu yüzden part part yapalım bu konuyu.

2. partıda çok yakında sizlerle. Kendinize iyi bakın.

 

İnsan İlişkileri=Değer Alışverişi

Merhaba dostlar.

Bayadır yoktum. Naaptınız bakalım :))

Bendeniz normal yoğunluğumun arasına bir de ağırlık kaldırmayı ekleyince bu sıralar iyice yoğunlaştım. Bu sıralar 2 ayda 83 kilodan 93 kiloya çıkmanın dayanılmaz hafifliği içerisindeyim. Sanırım spor yapıyorum diye yeme işini birazcık abarttım. Ama tavsiye de ederim. Her ne kadar kasın yanında yağ da alsanız çok hızlı gelişiyorsunuz. Neyseee. Bu kadar boş yeter şimdi asıl konumuza geçelim.

Bu konularda yazmaya başladığımdan beri bana çok sık gelen bir mesaj türü var. Her ne kadar sevmesem de bu mesajları; bugün aslında o konudaki soru işaretlerini yok edeceğiz. Bu sorular genel olarak “admin şöyle bir kız var bana bakar mı” , “usta bu kıza nasıl yaklaşayım ne yazayım” minvalinde mesajlar. En sevdiğimde de şu : “bizim iş olur mu? ” gfdhfdhfdfgds.

Şimdi size her şeyi anlatayım.

Siz belki bilmiyorsunuz ya da farkında değilsiniz ama tüm hayatınız kendi değer ekseniniz çevresinde dönüp dolaşıyor. Sizin değeriniz, sizin hayatta ilerlediğiniz yolun zeminini belirleyen yegane şey. Eğer değerliyseniz bu yol kaymak gibi bir asfalttır. Ama değersizseniz çakıldır amınakoyim.

Hayattaki her şey değer alışverişi üzerine kuruludur. Yakın arkadaşlarınızla neden yakınsınız hiç düşündünüz mü ? Birlikte paylaşacak daha fazla şeyiniz olduğu için yakınsınız. Muhtemelen umursadığınız konular aynı ve bu yüzden sürekli bu konularda konuşup bir değer alışverişi içerisindesiniz. Yani nedeni tamamen değer alışverişi. Asla size hiçbir şey katmayacak birisiyle yakın arkadaş olmazsınız.

İşin karşı cins boyutu da yine değer alışverişi. Bir kadınla bir araya geldiğinizde; aranızda siz farkında olmasanızda bir değer alışverişi döner. Eğer bu değer alışverişinde kadının ortaya koydukları sizin ortaya koyduğunuz şeylerden büyükse, avucunuzu yalarsınız. Bir kadınla birlikte olmak istiyorsanız onun masaya koyduğu şeylerden daha fazlasını vurmalısınız masaya.

Bu açıklamalarımı şimdi bir örnekle taçlandıralım yaklaşın.

Şimdi elimizde bir kız var. Adı Ayşe olsun.

Ayşe genç ve güzel bir kız. Mükemmel bir fiziğe sahip ve füze gibi de memeleri var.

İşte Ayşe’nin masaya koydukları bunlar. Masaya füze gibi memelerini koyuyor. İnce belini hatta dolgun dudaklarını da koyuyor. Çünkü Ayşe bunların toplum içerisindeki değerinin farkında. Erkeklerin bu özellikleri değerli bulduklarının farkında. Kadınların onu bu özelliklerinden dolayı kıskandıklarının da farkında.

Eveeeeeet. Şimdi asıl soruya geliyoruz. Peki siz Ayşe’nin karşısında masaya neler koyuyorsunuz?

Çoğunuz işte bu gerçeğin farkında değil. Masaya neredeyse hiçbir şey koymayıp, her şeyi istiyorsunuz. Bunu elde etmeniz imkansız. Şöyle düşünün. Birisi masaya bir küçük altın koyuyor. Siz ise buna karşılık olarak çıkartıp 20 tl koyuyorsunuz masaya. Böyle ticaret mi olur aq gdsgdfs

Böyle bir durumda karşı taraf tabiiki de kabul etmeyecektir. İnsan ilişkilerinde de olay bundan farklı değil. Karşı taraf masaya değerli özelliklerini koyuyorsa sizde çıkartıp dalgayı masaya vurmalısınız.

Buraya kadar her şey anlaşıldı. Şimdi sizin değerinizin ne olduğuna bir bakalım.

Gençler sizin değerinizi belirleyen parametreler tabiiki Ayşe’nin ki kadar basit değil. Ayşe’nin sizin gözünüzde çekici gözükmesi için fiziksel olarak iyi durumda olması yeterli. Ama Ayşe’nin sizi çekici bulması için sizin sadece iyi görünmeniz malesef yeterli değil.

Bu özelliklerin hangileri olduğunu daha önce hep anlattım. Dinlemeyenler varsa bu sorulara cevap versinler o zaman.

  • Ne kadar iyi görünüyorsun ?
  • Sosyal becerilerin ne kadar iyi ?
  • Sürekli iyileşen bir maddi durumun yada senin bekleyen güzel bir gelecek var mı ?
  • Ne kadar çok hobin var ?
  • Mizahın ne kadar iyi ?
  • Bir ortama girdiğinde sözün ne kadar çok dinleniyor ?
  • Gezen, tozan, yiyen, içen, eğlenen kısacası bu hayatı yaşamayı bilen biri misin?
  • Uzmanı olduğun konu yada konularda ne kadar iyisin ?

Aklıma gelenleri sordum. Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, sizin değeriniz dostlar. İşte bu soruların cevaplarını koyuyorsunuz masaya. Ayşeler, Fatmalar, Merveler, Buseler; bunlar her gün değişebilir. Ama sizin masaya koyduğunuz bu özellikler değişmeyecek. O yüzden bu soruları kendinize sorun ve amacınız hep bir daha ki soruşunuzda daha iyi şekilde cevaplamak olsun.

He şunu da asla unutmayın. Siz sadece erkek olduğunuz için bile değerlisiniz. Nasıl siz kadın istiyorsanız, kadınlarda bir erkek istiyorlar. Ve bazen masaya koyduğunuz şeyler daha az olsa bile masadakilerin hepsini alabilirsiniz. Bunu da asla unutmayın. Bu yüzden daima özgüvenli olabilirsiniz. Çünkü siz erkeksiniz. Bu kadar basit.

Bir daha ki yazıda görüşmek üzere.

 

Conor vs Khabib (benim tahminim)

Merhaba baycentilmen.com okurları.

Siteyi ve instagram hesabımızı uzun süredir takip eden dostlarımız, benim nasıl bir dövüş sporları manyağı olduğumu bilirler.

Bilmeyenler için ise anlatayım. Çocukluktan beri boks maçları izliyorum. Ufc izlemeye ise boks maçlarının artık çokta tat vermemeye başladığı bir dönemde başlamıştım. Neyse ki şuan Vasiliy Lomachenko, Errol Spence Jr. vs. gibi dövüş tarzını sevdiğim adamlar var sahnede.

Ufc, doğasındaki o vahşilik yüzünden midir bilinmez ama sanırım şuana kadar bana en çok seyir zevki veren etkinlik.

Aranızdan benim takip ettiğimi bilen arkadaşlarda, özelden Conor Mcgregor vs Khabib Nurmagomedov maçı tahminimi sordular. İşte bu yazıda tam olarak bunun için.

Bir Conor hayranı olarak üzülerek söylüyorum ki, maçı Khabib alacak.

Şimdi ise bunun nedenlerine gelelim.

Khabib çok dominant bir dövüşçü dostlar. Herkes onun ne yapacağını biliyor. Ama kimse bunu engelleyemiyor :)) Eğer Khabib birini yere almak istiyorsa, alır. Güreşi mükemmele yakın. Kusursuz. Kondisyonu da aynı şekilde.  Aynı zamanda da formda. Daha 6 ay önce falan maç yaptı en son. Conor ise 2 yıldır kafes dövüşü yapmadı.

Conor’ın boksu, kesinlikle çok etkili. Özellikle çenenin ucuna vurduğu nokta atışı yumrukları çok tehlikeli. Ama dezavantajları çok. Yerde cidden kötü ve kondisyonu genelde hep yetersizdi. 2 yıldır da maç yapmadığını düşünürsek, epey sıkıntı yaşayacağı kesin.

Khabib’e karşı tek silahı çeneye atacağı nokta atışı bir yumruk. Zaten onu destekleyenlerin de beklentisi bu. Jose Aldo maçı gibi bir sonuç bekliyorlar. Fakat bir şeyi atlıyorlar. Jose Aldo ve Khabib arasında sağlam bir cüsse farkı var. Conor’ın solu Aldo’yu yatırmış olabilir ama bu Khabib’i yatırabileceği anlamına gelmiyor. Ki zaten Nate Diaz’ı da yatıramadı o sollar.

Tamam Nate Diaz çok fazla dayak kaldırabilen dayanıklı bir adam olabilir ama yinede yatmadı :))

Normalde Conor’ın birde maçtan önce rakiplerinin psikolojisiyle oynama özelliği var. Bunu özellikle Jose Aldo maçından önce çok gördük. Maçı resmen maçtan önce kazanmıştı bile. Ama Khabib’e psikolojik bir üstünlük kurabildiğini de çok düşünmüyorum. Basın konferansında Khabib gayet rahattı.

Khabib’in bugüne kadar en fazla sıkıntı yaşadığı zaman dilimi Michael Johnson maçının ilk 1-2 dakikası. Ona da sıkıntı denirse :)) Darbe alıyo ama yere bile düşmüyor. Ki düşse bile bilincini kaybetmediği sürece yere düşmesi onun için bir avantaj bile sayılabilir :))

Kısacası dostlar; Conor’ın işi çok zor. Umarım takedown defense çalışmalarına aşırı yoğunluk vermiştir. Çünkü vermediyse Khabib onu yakaladığı gibi onu un çuvalı gibi bir oraya bir buraya vura vura dövecek.

Benimde tahminim Khabib’in maçı hakemlerin ortak kararıyla kazanacağı. Nakavt edeceğini yada pes ettireceğini düşünmüyorum açıkçası ama bu da olabilir. Çünkü Conor, Nate Diaz maçında bile yorulunca boğazını çok kolay bir şekilde kaptırmıştı.

Gönül ister, Conor Mcgregor solunu vurup indirsin. Efsane geri dönsün. Ama çok zor :))

O yüzden bahis yapacak arkadaşlar olaya duygusal yaklaşmayın.

Ama bunun bir dövüş sporu olduğunu da unutmayalım. Her şey 1 tane sağlam vuruşa bakar. O yüzden kesin bir şey söylemek imkansız. Ancak tahminlerimizi söyleyebiliyoruz.

He bu arada maç pazar sabahı tahmini 7 de. Organizasyon 5 te başlıyor tabiiki. Diğer maçları da izleyecekseniz benim gibi 5 te kalkacaksınız. Maçı S sport plus tan izleyebilirsiniz. Bu haftaya özel kampanya yapmışlar. 4.5 tl gibi cuzi bir miktara maçı telefondan, tabletten, pc den, tv den, istediğiniz yerden izleyebilirsiniz.

Bu tarz yazıların devamının da gelmesini isterseniz, yorumlardan yada özelden yazarsınız.

Bir sonraki yazı da görüşmek üzere.