A password will be e-mailed to you.

baycentilmen

Erkek Giyim Rehberi: Polo Yaka T-Shirt

Merhaba dostlarrr.

Yeni bir seriye başlıyoruz. Normal zamanlarda maalesef çok yoğun oluyorum ve yazı yazmaya fırsatım olmuyor. Hazır bu karantina muhabbetine evdeyken; şu hep kafamdaki seriyi yapmak istedim.

İddia ediyorum; Türkiye’de erkekler için en ayrıntılı ve en geniş giyim rehberi olacak.

Haydi başlayalım.

Giriş ve biraz makara

Polo yaka t-shirtleri hepiniz biliyorsunuz. Hayatınızda 1 kez bile olsa mutlaka giymişsinizdir.

Bir gömlek kadar şık, sıradan bir t-shirt kadar rahat ve günlük olan bu ürün maalesef ülkemizde yanlış insanların eline düştüğü için gençler bu polo yaka t-shirtten soğudular.

Yıllarca dayılar, amcalar sürekli olarak polo yaka t-shirt giydiler. Öyle bir giydiler ki artık cepli, pastel tonlu, enine çizgili modeller onlarla özdeşleşti. Bu arada o cebe dünyaları sığdırmayı nasıl başardılar bunu hiç anlamadım. Sigara paketi, sarı renk tokai çakmak, yatan iddaa ve ganyan kuponları, elektrik, su, doğal gaz faturası gibi bir çok şeyi o cebin içine soktular.

Aslında polo yaka t-shirtün doğuşuna bakarsak, cepli modellerin aslında bu kıyafetin doğasına pek uymadığını görürsünüz

Doğuşu (azıcık genel kültür)

Çıkış noktası her ne kadar isminden dolayı polo sporu gibi görünse de, aslında tenistir.

Tenis şuan günümüzde olduğu gibi geçmişte de bir zengin sporuydu. Bu sporu oynayan burjuva kesim, oynarken zenginliklerini bir kenara bırakamamış olacaklar ki ilk başlarda baya pantolon, gömlek hatta bazen kravatla bile maçlara çıkıyorlarmış.

Ee tabi bu bol aksiyonlu spor için çok uygun bir kıyafet seçimi değil.

Bu durumdan herhalde çok fazla rahatsız olan, tam 7 grand slam şampiyonluğu bulunan efsanevi tenisçi René Lacoste olaya el atmış ve tenisçiler için daha rahat bir ürün geliştirmeye karar vermiş.

Ve günümüzde giydiğimiz polo yaka t-shirtler ortaya çıkmış. René Lacoste’nin lakabı timsah olduğu için üretmeye başladıktan kısa süre sonra t-shirtlerine timsah logosunu basmaya başlamışlar. Aradan 80-90 yıl geçmesine rağmen hala bu gelenek devam ediyor.

Başlarda sadece tenisçiler için üretilen bu ürün polo, golf gibi sporlarla uğraşanların da gözdesi oldu. Bir süre sonra diğer insanlar arasında da yayılmaya başladı.

Polo sporuna daha uygun bir kıyafet olduğu için onlar bu t-shirtü tenisçilerden de fazla sahiplendiler. Bu yüzden de günümüzde hala polo yaka t-shirt olarak biliyoruz. Lacoste firması bile bu şekilde adlandırıyor.

Neden alfa bir ürün?

Erkek vücudunu çok iyi gösteriyor. Yapısı gereği kol kısmı lastikli (sıkı) ve kısa. Bu sayede kolunuzu öldürmüyor. Bir t-shirtün kol boyu ne kadar dirseğe yakınsa o kadar öldürür kollarınızı.

Düğmeli ve yakalı yapısından dolayı omuzlar ve vücudunuzda epey gösterişli gözüküyor.

Arkadaşlar bir de bu bir zengin icadı :)) Gösterişli duruyor. Şık olmayan bir şeyi üretip giymez bunlar. Gerçekten doğru giyildiğinde çok şık bir ürün.

Bu yüzden alfa bir ürün diyebiliriz.

Nasıl giyilmez?

  • Cebi olan modellerden uzak durun.
  • Bol ve etek boyu uzun giymeyin.
  • Tamam marka logosu olayı bu t-shirtün doğasında var ama siz yine bulabiliyorsanız marka logosu olmayanları bulun. Marka logosu olsa da ufak rahatsız etmeyen bir şekilde olsun.
  • Bir ara yakaları havaya kaldırıyorlardı. Sakın yapmayın. Çok çaça duruyor.
  • Tüm düğmeleri asla iliklemeyin. Hoş gözükmüyor. Conor Mcgregor yıllardan beri böyle giyiyor. Conor Mcgregor değilseniz; tüm düğmeleri iliklemeyin.
  • Uzun kolluları artık yok ama eskiden vardı. Uzak durun. Polo t-shirt yazlık bir ürün.
  • Yazlık dedim az önce. Yakaları olduğu için de zaten hırka, mont, ceket gibi şeyleri üzerine giydiğinizde hoş durmuyor.

Nasıl giyilir?

  • Ne çok dar, ne de bol. Tam üzerinize göre alınmalı ve giyilmeli.
  • Kol ve göğüs kısmı bir çıtır daha dar olabilir.
  • Etek boyu, kalçanızın üstünde, kemerinizin altında olmalı.
  • Her türlü pantolonla kombinlenebilir. Kot pantolon ve kumaş pantolonla daha başarılı diğerlerine göre.
  • Parlak renklerdense, mat renkler daha iyi. Beyazı ayrı tutuyorum.
  • Aksesuar olarak güzel bir kol saati ve iyi bir güneş gözlüğü ile kombinlendiği zaman çok kıyak oluyor.
  • Her şeyde olduğu gibi bunda da “all black” çok şık. (siyah pantolon, siyah t-shirt)

Evet arkadaşlar, erkek giyim rehberimizin ilk konusu polo yaka t-shirtlerdi. Beğendiyseniz devam edelim bu seriye.

Karışık gideceğim. Yani bir daha ki yazı kot ceketlerle alakalı olursa şaşırmayın :))

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Az Bilinen Mükemmel Youtube Kanalları

Merhaba dostlarrr.

Karantinada çok sıkılıyoruz diyen arkadaşlara, karantinanın kendinizi geliştirmek için bir fırsat olduğunu anlatan bir yazı yazdım geçen gün. Güzel tepkiler aldı. Herkesin de kafasına yattı.

Ama hala epey boş vakit var.

Bende bu boş vakitlerinizi keyiflendirecek, takip ettiğim bazı youtube kanallarını önermeye karar verdim.

Normalde önerebileceğim çok fazla kanal var tabiiki. Ama ben sizin bilmediğiniz, Türkiye’de az bilinen youtube kanallarını önermeye çalıştım.

Haydi başlayalım.

1. Top Dog

Bu ara favorim bu arkadaşlar. Top Dog Fighting Championship diye bir organizasyon. Hiçbir tv kanalında yayın yapmıyor. Tamamen youtube ta yayın yapıyor.

Normalde rusların Strelka diye bir organizyonu vardı youtube ta. O kumun üstünde gerçekleşen bir MMA organizasyonuydu. Bu ise saman balyalarıyla çevrilmiş yuvarlak bir alan ortasında gerçekleşen bir çıplak elle boks organizasyonu.

Ruslar gerçekten bu dövüş işinde çok yaratıcılar :)))

Top Dog, açıkçası şuana kadar izlediğim en iyi Bare Knuckle Boxing (çıplak el boks) organizasyonu.

MMA den daha fazla saracağını tahmin etmezdim. Gerçekten çok sardı.

Bir de dövüşçüler baya kot pantolon ve normal günlük ayakkabılarla ringe (ringte denmez aslında dsfds) çıkıyor. Bana Kuzey Güney deki, Kuzeyin dövüştüğü sahneleri hatırlattı :)) Bir arkadaşıma izlettim. O da Fight Club filmindeki sahnelere benzetti.

Geçekten çok keyifli hepinize öneririm.

Link : https://www.youtube.com/channel/UCAeCwHL4T91FKoYiFXHy0-g

2. colinfurze

Çılgın bilim adamı tanımı vardır hepimizin aşina olduğu. İşte bu abimiz onun ta kendisi. Sürekli tuhaf tuhaf icatlar peşinde.

Ekmeği keserken ısıtan bıçaktan tutun, ev yapımı hoverbike a kadar daha sayamadığım kadar fazla değişik icatları var.

Tam bir ruh hastası fdsfsd

En son, bu korona muhabbetlerinden sonra, “social distance bike” diye baya 5 metre yüksekliğinde bir bisiklet yapıp kullanmıştı :)) En güzel özelliklerinden biri de bu. Yaptığı her şeyi kendisi deniyor.

Özellikle mühendisliği, bilimi ve değişik icatları seven arkadaşlar kesinlikle kaçırmasın.

Youtube de 10 milyona yakın abonesi var ama Türkiye’de neredeyse hiç tanınmadığını fark ettim. İngiliz bir abimiz. Kaçırmayın derim. Bonus olarakta hardcore ingiliz aksanı hediye :))

Link :  https://www.youtube.com/user/colinfurze

3. Yiğit Tezcan

Bu adam anlatıcı olmak için doğmuş. Hani bazı insanlar vardır ya. Masal anlatsın dinlerim amınakoyim dersiniz. Bu onlardan biri.

Youtube ta motor sporları, boks, basketbol vs. bir çok spor dalı müsabakasından hikayeler anlatıyor. Ama öyle bir anlatıyor ki olayı yaşamış kadar oluyorsunuz.

Kendisinin yakınlarda paylaştığı, “Bir Geri Dönüş Hikayesi” videosu okullarda okutulmalı. Kendisinin 30 yaşından sonra boksör olma amacıyla çıktığı yolda, hiç hesapta olmayan şeylerle karşılaşıp hepsinin nasıl üstesinden geldiğini anlattığı bu video; OSCARLIK bir video arkadaşlar.

Kesinlikle takip edin. Spora ilgisi olan hiç kimse kaçırmasın.

Link : https://www.youtube.com/channel/UCt3fP0lr6l8dK7pmlzoxRcg

4. nekipedia

Benim gibi motosiklet hastalarının baya hoşuna gidecek bir kanal.

Motosiklet marka veya modellerinin tarihini ve geçirdiği evrimi eğlenceli bir şekilde anlatan bu abimizin videoları tam çerezlik arkadaşlar. Böyle özellikle yemek yerken falan acayip güzel gidiyor.

Motosiklet hastalarına kesinlikle öneriyorum.

Arabacılar için benzer kanal önerisi : Bilmemen Ayıp!

Link : https://www.youtube.com/channel/UCIILOZbV_XgSpCJbQMneKnQ

5. Yiğit Can İç

Youtube gezi kanalları arasında benim en sevdiğim. Çünkü bu arkadaş gezmiyor. Direk orada yaşıyor ve bunu olabilecek en düşük bütçeyle yapıyor.

Bütün Güney Amerika’yı; yolu üzerindeki hostellerde çalışarak, zaman zaman başka insanların evine misafir olarak ve full otostop çekerek gezdi bu adam. 2 sene full orada kaldı. İspanyolcayı tamamen öğrendi. En son kıl dönmesi olduğu için dönmek zorunda kaldı :))

Sevdiğim bir yaşam tarzı var. Barınma, beslenme, ulaşım gibi daha temel şeylere 5 kuruş para harcamamaya çalışırken; sırf bir yerde balinaları görmek için 400 tl para verdi fsdfgd

Yeni rotası Asya oldu. Şuanda da Hindistan’da sanırım. Koronadan dolayı orada mahsur kaldı :))

Videoları dizi gibi. O yüzden en baştan başlamanızı tavsiye ederim.

Link : https://www.youtube.com/channel/UC7qRzKbdKYrh3OhFRxY5vIQ

Evet arkadaşlar şimdilik tavsiyelerim bu kadar. Devamı gelsin derseniz daha sonra bu serinin ikincisini de yapabiliriz. Sizinde tavsiyeleriniz varsa benimle ve diğer arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

 

Udemy Kursumuz Yayında

Merhaba dostlarrr.

Uzun zamandır sizlere bahsettiğim projem sonunda yayında. Geçen bir yazıda duyurmuştum zaten udemy kursu olduğunu.

Çekimleri tam 1 sene önce biten kursu şimdi yayınladık :))

Çok zorlu süreçti dostlar. Çalışıyorum, okuyorum, sosyal hayattanda ödün vermiyorum. O yüzden bu video çekip editlemek ilk defa yaptığım bir şey olduğu için beni epey zorladı. Bazı videolarda yorgunluğumu yüzümden belli oluyor sdfsd

Tüm zorluklara rağmen kursu yayınladık.

Kursun adı “Sıfırdan Başlayarak Alfa Erkek Olun”.

Size aşağıda link ve kupon kodu vereceğim. Önümüzdeki 5 gün boyunca indirimli fiyattan alabileceksiniz dostlar. 24.99 TL ye bu kurs ÖMÜR BOYU sizin oluyor.

Sizlerinde istediği konularda da yeni videolar çekip oraya atacağımı düşünürseniz. Bu güzel bir fırsat.

Hepinizi bekliyorum :))

https://www.udemy.com/course/alfa-erkek-olmak/?couponCode=BAYCENTILMEN

Bu linkten, “BAYCENTILMEN” kupon kodu ile kursa 5 gün içerisinde indirimli sahip olabilirsiniz.

Bu arada kurs 1 sene önce çekildiği için orada bıyıklı halimi göreceksiniz. Şuanda bıyıklar olmadığı için daha gencim :))

Beni hep merak edenler için şuraya 1 foto bırakıyorum.

Evet gençler. İlerde bir soru cevap tarzı video da çeker atarız. Bu yazıda söyleyeceklerim bu kadar. Hee unutmadan bugün yada yarın karantinada keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak bir yazı gelecek haberiniz olsun.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

 

 

 

Karantina Büyük Fırsat

Merhaba baycentilmen.com okurları.

Neredeyse herkesin evlere çekildiği bu günlerde canınızın sıkıldığını görüyorum. Bunu çok iyi anlıyorum. Benimde canım sıkılıyor aq. Normalde eve sadece yatmaya geliyordum. Şimdi sadece hava almak için motor sürmeye çıkıyorum dışarıya. Kısacası evet bu güzel havalarda evde oturmak sıkıcı.

Ama birçoğunuzun atladığı bir şey var. O da bu karantinanın aslında büyük bir fırsat olduğu.

Nasıl mı ? Gelin anlatayım.

İlk avantajı; karantinadan önce o kadar fazla sosyalleşiyorduk ki kendimize ayırabileceğimiz bir vakit bulmakta zorlanıyorduk. En azından benim için böyleydi. Şimdi ise kendimize ayırabileceğimiz çok fazla boş vakit var. Bu gerçekten müthiş nimet. Şuana kadar kaç tane başarılı fikir hayata geçirdiysem hepsi boş vakitlerimde oldu arkadaşlar. Eğer bir şey yapmak istiyorsanız önce durup bir düşünmeniz lazım hayatta. İşte bu karantina düşünmek için bir fırsat. Zihninizi bütün gün netflixte dizi izleyerek uyuşturmayın bu süreçte. Onu da yapın yapmayın demiyorum. Ama bir günde Altred Carbon’un 1. sezonunun tamamını da izlemeyin aq :))

İkinci avantajı ise yarışta diğer insanların önüne geçmek dostlar. Şuan herkes oturup göt büyütüyor. Hem fiziki hem zihinsel anlamda göt büyütüyolar. Normalde spor yapıyolarsa şuan sporu bıraktılar; evde netflix izlerken doritos nacho yiyorlar. Üniversitelerde sınavlar yaza kaydı diye herkes saldı. Bıraktı kağıt kalemi.

Uyanın gençlerrr. Bu fırsat bir daha gelmez. Bu karantinada bittiği zaman herkes evden yağ bağlamış olarak çıkacak. Hem fiziki hem zihinsel olarak.

Normalde spor yapmayı sevmiyor olabilirsiniz. Ama şimdi yaparsanız normalde salondan çıkmayanların önüne geçeceksiniz.

Normalde ders çalışmayı sevmiyor olabilirsiniz. Ama şimdi çalışırsanız bütün ineklerini önüne geçeceksiniz.

Bu örnekleri çoğaltabilirim.

Evet dostlar gün, eski kötü alışkanlıklarınızdan kurtulup; iyi alışkanlıklar kazanma günü.

Bunu yapmanız karantina sayesinde çok basit. Çünkü sike sike evdesiniz. Dış dünyadaki caydırıcı faktörlerden uzaksınız.

Kafa yorun. Gelecekte naapmak istediğinizi düşünün. Bakın bütün fiziki işler yarraa yedi. Dükkanların tamamı kapadı. Birçoğu çalışanlarını çıkarmak zorunda kaldı. Ama dijital dünyada bir mağazaya sahip olan kişiler cayır cayır iş yapmaya devam ediyor. Bu salgından sonra dünya daha da değişecek.

Bu değişen dünyaya ayak uyduramayanlardan değil, ayak uydurup başı çekenlerden olun. Kafa yorun işte amınakoyim. Şaka değil. Hep aynı yaşta olmayacaksınız. Kendinizi her konuda geliştirin. HER KONUDA.

Ben her zaman tavsiyelerimle yanınızda olacağım. Çok sık yazı atmıyor olabilirim. Çünkü aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. Zamanınızı boşa harcamak istemem. Ama hep buradayım bir yere gittiğim yok yani merak etmeyin.

Yarında sizlere önemli bir haberim olacak. Yazıyla bilgilendireceğim.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

Sosyalleşmeden Olmaz

Merhabalar dostlar.

Sizlere sürekli bir şeyler anlatıyoruz. Anlıyorsunuz ama uygulamaya kalkınca aynı böyle oluyorsunuz.

Bunun nedeni temelde bir şeyi atlamanız. Bu atladığınız şey ise “sosyalleşmek”. Bu zaten hayatta başarılı olmanızın ön şartı. Çevreniz olmazsa girdiğiniz işi batırırsınız. İhtiyacınız olduğunda yardıma koşacak arkadaşınız olmaz. Takılmak, eğlenmek istediğinizde yapamazsınız. Çevre olmadan hiçbiri olmaz. Kadın da olmaz. İnstagramdan beğenip yazarsınız. Yada sokakta konuşmaya çalışırsınız. Ama sosyalleşmeyi bilmeyen bir adam olduğunuz için hebele hübele yapıp onuda başaramazsınız.

Şöyle düşünün. Koşmadan futbolcu olabilir misiniz? Mümkün mü böyle bir şey. Olamazsınız. Çünkü koşmak zaten ön şart. Bunu zaten yapabilmeniz lazım. Bu olmadan zaten olmaz.

İçinizde bazıları var. Benim çevremde de var hatta bir tane bu model. Daha koşmayı bilmiyorken, 2 kişiyi çalımlayıp 30 metreden gol atmak istiyor. Olmaz amınakoyim.

Adam evden okula, okuldan eve gidiyor. Ama pussy leri ağzında çalkalamak istiyor. Olmaz adaş.  Baştan bir koş. Sonra çalım atarsın.

Aranızda da böyle arkadaşlar olduğunu bildiğim için bu konudan bahsetmek istedim.

Genelde üniversite de ortaya çıkıyor bu anlattığım bu arkadaşlar. Çünkü daha öncesinde lisede falan sınıf ortamı en sessiz çocuk bile bir şekilde sosyalleşiyor. Ama üniversitede olaylar farklı. Çoğu derste zaten devam zorunluluğu yok. Kimse adam akıllı okula gelmiyor. Üniversite sınıfındaki ortamda öyle lise gibi samimi değil. Sessiz insanlarında kaynaşabileceği bir ortam kesinlikle yok. Hal böyle olunca asosyal arkadaşların türemesi normal.

Şimdi sizde böyle biriyseniz önce bunu kabullenmeniz gerekiyor. Bunu da şöyle yapacağız. Şuan yaşadığınız şehir de 1 gün (hadi max 2 gün olsun) boyunca hiç kimse sizi takılmaya aramadıysa; tebrikler asosyal bir piçsiniz fdsfds

Peki bunu nasıl düzelteceğiz.

O da basit. Girişkenlikle. Gidin azıcık hergün aynı ortamı paylaştığınız adamlarla sohbet edin aq.

Spora gidiyorsanız oradakilerle tanışın. Bir kafeye bile 3. ye gittiğinizde artık garsonlar tanıyor sizi aq. Konuşun insanlarla çekinmeyin işte.

Bir de şöyle bir tavsiye vereyim. Eğer normalde doğup büyüdüğünüz şehrin dışında bir yerdeyseniz; sizin gibi dışarıdan gelenler yerine oranın yerlileriyle takılmanız çevrenizi her zaman daha fazla genişletir. Aynı zamanda daha çok şey öğrenir ve daha çok eğlenirsiniz. Bu da baycentilmen tavsiyesi olsun.

Sonuç olarak bu hayattan keyif almanız için sosyalleşmeniz lazım. Tek başına hiçbir şeyin keyfi çıkmıyor beyler. Hadi keyfini sikeyim başarılıda olamazsınız hayatta. Akademik başarıyla karıştırmayın. Hayattaki başarıdan bahsediyorum. Akademik olarak bir yere gelseniz nolucak evde elinizi siktikten sonra. Sabahtan akşama kadar bir kişi bile aramadıysa sizi sikeyim öyle akademik başarıyı. Anca kendinizi tatmin edersiniz. Öteki tarafta ise orta 2 den terk yırtık bir adam gelir bağlantıları ve çevresi sayesinde büyüttüğü işte, sizin 2 yılda kazanacağınız parayı bir ayda kazanır. Hayat başarısı böyledir işte. Çevre gerektirir.

Bir sonraki yazıda görüşürüz. Öptüm.

 

Erkekte Küpe ve Piercing

Merhaba dostlar.

Bugün ele alacağımız konu; erkekte küpe ve piercing.

Şimdi ilk olarak şunu söyleyeyim. Ben ikisini de kullanmıyorum ve hiç kullanmadım. He ama yanlış anlamayın. Bu kesinlikle, “erkek adam küpe mi takar Len Mq” gibi aptalca bir düşünceye sahip olduğum için falan değil :))

Bir de öyle tipler var. Her küpe takan erkeğin baş düşmanı. Aklı sıra taşşak geçip onun karizmasını aşağı çekmeye falan çalışır. Boş hareketler sergiler. Sizinde çevrenizde böyle birileri varsa onu, “Bir kere daha aynı şeyi söylersen alır bu sprite şişesini götüne sokarım.” şeklinde kibarca uyarabilirsiniz. ( Ürün yerleştirme bulunmamaktadır. )

Şaka bir yana, sallamayın bile dostlar. Arkadaş ortamında bunun makarası yapılır edilir. Bu normal bir şey zaten. Aman ciddi ciddi böyle bir şey söyleyen biri varsa çevrenizde onu siktir edin zaten hayatınızdan. Yıl olmuş 2020 aq.

Gelelim şimdi konumuza.

Şimdi üstün gözlem yeteneğime göre küpe mevzusu; eğer ona uygun renkli bir tarzınız yoksa sizde çokta etkili olmuyor. Hatta fark edilmiyor bile. Çevremde bir çok arkadaşımda var. Ama sadece 1-2 tanesine gerçekten yakıştığını düşünüyorum.

Yakışanlardan bir tanesini size tanımlayayım. Kulak kepçesinde halka şeklinde bir küpe. Yine o kulağına yakın olan kaşında da bir piercing var. Boynunda marihuana kolyesi. Kolda dövmeler.  Giyim tarzı rahat ve renkli şeyler. Böyle neşeli bir arkadaş. Şimdi böyle bir tarzı olduğu için bu arkadaşta hiç sırıtmıyor. Aksine onu tamamlıyor.

Ama bir de şöyle bir tip düşünün. Sürekli ciddi ve belli renkleri giyen daha ağır başlı bir abimiz var. Şimdi bu abimiz küpe takınca güzel durmuyor işte. Çünkü tarzıyla uyuşmuyor. Yakışıklıysa yine kurtarır bir şekilde de değilse at sikinde kelebek gibi duruyor.

Bu yüzden eğer gerçekten belli başlı renklerin dışına çıkmayan nispeten daha ağır bir tarzınız varsa bu tarz küpe, piercing işlerine hiç girmeyin derim ben.

Heh eğer diyorsanız ki benim tarzım bunu kaldırır; o zaman şimdi beni takip et.

Genel olarak asimetrik şeylerin göze daha hoş geldiğini düşünüyorum. Yani iki kulakta küpedense sadece bir tanesinde olması bence her zaman daha iyidir. Bu yüzden hızınızı alamayıp iki kulağınızı da delik deşik yapmayın.

Taktığınız küpenin şekli çok önemli. Eğer Nba oynayan esmer bir arkadaş değilseniz elmas küpeler yüksek ihtimal size yakışmayacak. Çünkü dünya üzerinde bir tek onlara yakışıyor.

Halka şeklinde olanlara yönelin. Bunların birde zincirli versiyonları var. Aşağı gitar, marihuana vs. şeyler sarkar genelde :)) Böyle anlatınca komik ama bence bu modellerde dikkat çekici duruyor.

Küpenin şekli kadar takıldığı yerde önemli. Son zamanlarda kepçeye çok fazla takan gördüm. Denenebilir. Kulak memesinde olan kadar dikkat çekmiyor. Daha cool bir görüntüsü var. Kulak kepçesindeki küpeyle, kaştaki piercing i kombinleyebilirsiniz. Tabi ikisi de aynı tarafta olması şartıyla. Birkaç defa gördüm iyiydi. Dediğim gibi asimetrik şeyler bence göze daha hoş geliyor. Örneğin iki kolun full dövmeyle kaplı olmasındansa, tek kolun kaplı olması da daha hoştur. Bunu dövme başlığımızda konuşuruz ayrıntılı.

Piercing demişken gelelim piercing davasına.

Bu meret kadınlarda çok iyi duruyor aq. Göbek deliğinde, burunda, dudakta. Nereye taksalar yakışıyor. Erkeklerde ise tam tersi aq. Sadece az önce yukarıda bahsettiğim o kulak kepçesi ve kaşta bir arada görünce hoşuma gitti. Onun dışında hiç hatırlamıyorum estetik bulduğumu.

Sizin yine hevesiniz varsa deneyin. Beğenirseniz takarsınız.

Tüm aksesuarlar gibi bunlar da ufak bir dokunuşlar. Yani küpe takıyorsunuz diye hatunlar gelip kucağınıza oturmayacak. O yüzden fazla şişirmeyin. Gereksiz anlam yüklemeye gerek yok. Beğeniyorsanız takın devam edin.

Genel olarak bütün aksesuarlarla ilgili teker teker yazılar yazayım ben. Hepsi için ayrı ayrı. Daha iyi olur sizler için.

Haydi bakalım bir sonraki yazıda görüşmek üzere öptüm hepinizi.

 

 

 

 

Neden Yoktum

Merhabalar dostlar.

Baycentilmen geri döndü. Bir süredir yoktum. Ben yokken umarım evde jikleyi çekmemişsinizdir bütün gün.

Mesaj kutum o kadar fena halde ki artık dönmek istedim.

“Be amınakodumu piçi nerdesin”, “öldün mü aq”, “reis artık yazılar gelmiycek mi”, “yazı at artık amınakoyim” tarzında birçok motive edici mesaj aldım. Gerçekten çok sağlam bir okuyucu kitlem var :))

İşin şakası bir yana bir süredir yalnız kalamama hastalığım var dostlar. İşler güçler, okul, sosyal hayat vs derken şunu farkettim. Yalnız kalamıyorum aq. Sürekli yanımda birileri var. Kafamda sürekli bir şeyler var. Eve geliyorum yanımda yine birileriyle. Ciddi söylüyorum evde kahvemi yapıp bir dizi, film seyretmeyi özledim.

Uzak kaldığım için valla çok über şeyler gelmeye başladı hee bunlar. Ne güzel lan yapıyorsun çay, kahve; sonra açıp bir şeyler izliyorsun. Max harcadığın para 75 kuruş. Müthiş hayat.

Hal böyleyken siteyi boşladık. Düşünün sizin için tam 1 sene önce Udemy ye kurs hazırladım. Bildiğiniz her işi bitti. Edit vs dahil bütün işler. Ama hala yayınlayamadım öyle bekliyor. Size hep bahsettiğim proje buydu işte.

Yazıları biraz hızlandırıcam bu ara. Takipte kalın. Kursla ilgili de ayrıntılı bir açıklama yapacağım. Kursu da yakın zamanda yayınlarım zaten. Yıllandı aq videoları.

Bana dm den “neredesin amınakoyayım yazı at” diyen piçlere gelsin bu. Yoktuk belki ama kurs hazırladık size. Bir ton video çektik. Düşünüyoruz yani sizi. Yazı atmıyorum diye sövenler udemy kursu muhabbetini duyunca; ayazda kalmış bekçi yarraa gibi kalmıştır umarım fdsfds

Bundan sonra buradayım. Hodri meydan Bilocaaann.

İnstagram dm lerine yavaştan dönüyorum şuanda yazıyı yazarken. Ama birikmiş baya var. Hepsine dönücem merak etmeyin.

Neyse canlarım fazla uzatmayayım muhabbeti. Küpeyle alakalı bir soru çarptı az önce gözüme dm de. Bende hemen küpe ve piercing kullanımı hakkında bir yazı hazırladım. Şimdi buradan oraya zıplayalım. Sizleri seviyorum. Değişmeye ve gelişmeye devammm.

Ufak Dokunuşlar

Merhaba baycentilmen.com okurları.

Sizleri özledim. Mesaj kutusundan anladığım kadarıyla sizde beni özlemişsiniz. O yüzden sizlere büyük fayda sağlayacak ufak dokunuşlardan bahsetmeye karar verdim bu yazıda.

Dediğim gibi ufak dokunuşlar. Yapın hemen etkisini görün.

Birinci önerim; gidin bütçenize göre herhangi bir giyim mağazasını lootlayın. Kendinize yeni ve güzel şeyler alın. Görüntüyü netleştirin.

Çoğunuz yıllardır alışveriş yapmamış. En son anasının ona aldığı şeyleri giyiyor. Haliyle giydiğiniz şeyler içinize sinmiyor. Bu yüzden kendinize güvenmiyorsunuz. Ananız sizi giydirdiği için çağın gerisinden geliyorsunuz. Genç kardeşlerim artık giyim alışverişini kendiniz yapın. Gidip kendinize zaman ayırıp üstünüze yakıştırdığınız kıyafetler almak hemen sizin özgüveninize olumlu katkı sağlayacaktır.

İkinci önerim; evden çıktığınız zaman daima mermi gibi olun. Ev dışında herhangi bir yerde halsiz, cansız, hantal veya mutsuz gözükme şansınız yok. Kötü enerjiniz 1 km uzaktan belli oluyor. Böyle yıkık gibi gezmeyin sokakta.

İlla hepiniz bu durumu hayatınız da bir kere mutlaka yaşamışsınızdır. Dışarı çıkarsınız. Sosyal ortamlara girersiniz. Farkedersiniz ki o gün diğer bütün günlerden farklıdır. Her girdiğiniz ortamda insanlardan daha fazla reaksiyon alırsınız. Sanki her dediğiniz onları güldürüyor ve eğlendiriyor gibidir. Kadınların daha fazla dikkatini çekersiniz ve kendinizi müthiş enerjik hissedersiniz. Heh işte bu durumu hatırladınız. Bu durumun yaşanmasındaki kilit nokta sizin enerjiniz beyler. Sizin içinize sığmayan o yüksek enerjiniz. Bunu dertler, sorunlar ve insanlar sürekli olarak sömürürler. Bu yüzden yüzde 100 ü yansıtamazsınız çoğu zaman. Ama bu sizin probleminiz. Yüzde 100 ü yansıtmak istiyorsanız eğer daha kapıdan çıkarken kendinizi buna şartlamanız gerekiyor.

Dışarısı sürprizlerle dolu bir açık dünya oyunu. Orada davranışlarınız ve değeriniz kadar saygı ve ilgi görürsünüz. Düşük enerjinizle diğer botların arasında katılmayın. Yüksek enerjinizle onların ilgi odağı ve eğlence merkezi olun. Altın kural : Kapıdan çıktığın anda oyunun içindesin. Sen, evdeki sen değilsin. Buna göre davran.

Üçüncü ve son önerim hikaye anlatıcılığınızı geliştirin. Ne kadar iyi bir hikaye anlatıcısı olursan çevrende o kadar fazla insan toplarsın. E tabi hikaye anlatıcılığının iyi olması için ortada bir hikaye olması gerek en başta. Bu da sizin yaşam tarzınızla alakalı. Efendi çocukların kaybettiği yerlerden biri de bu. O kadar sağlamcılar ki hiçbir riske girmeden yaşıyorlar. Sarhoş olmayacak kadar içiyorlar. Daima ceplerinde ki para kadar harcıyorlar. Bunlar aslında mantıklı şeyler şimdi yazınca bana da mantıklı geldi gskdgdfsgs

Ama arada bununda dışına çıkmak lazım beaa. Bazen çizginin dışına çıkıp rüzgarın götürdüğü yöne gitmek lazım. Güzel anılar böyle ortaya çıkar. Diğerleri sıkıcıdır.

Siz beni anladınız :))

Ufak dokunuşları uygulayın. Faydasını görün. Daima zevk almaya bakın. Öptüm sizi bir sonraki yazıda görüşürüz.

En Sevdiğim Yabancı Diziler

Merhaba gençler. Epey düşünmem gerekti bu listeyi yaparken. Bu kadar düşünmemin ilk nedeni listeyi olabildiğince top 3 şeklinde yapmak istememdi. En en ennn sevdiklerimi görün istedim. Çok fazla dizi olduğu için karar vermek zordu. Bu yüzden top 4 oldu liste.

İşimi bu kadar zorlaştıran 2. neden ise henüz bitmemiş dizileri listeye eklemekten vazgeçmemdi. Game of Thrones’un final sezonunu gördükten sonra; henüz bitmemiş bir diziyi almanın mantıksız olduğunu düşündüm gdmgfgfdg

Şaka maka ne iğrenç bir final sezonu izlettiler bize ya. Kitaplarını da okumakta olan biri olarak, kitap kalitesinde bir şey beklemiyorum tabiiki. Ama adamın mis gibi eserini iyi kötü buraya kadar getirmişken, son sezonda piç etmeseydiniz keşke. Neyse umarım artık dizi bittikten sonra çıkacak olan spin-off ları güzel yaparlar.

Henüz bitmemiş dizileri eklemediğim için listede Peaky Blinders, Westworld gibi diziler yok.  Normalde onları da eklerdim bu listeye ama dediğim gibi daha ne olacağı belli değil :))

Bitmemiş diziler için daha sonra ayrı bir liste yaparız.

Şimdi top 4 ü açıklayalım.

Rome

İsminden de anlayabileceğiniz üzere, antik Roma da geçen bir dizi. Entrika, taht oyunlar, kan, savaş, seks. Ne ararsanız var. Oyunculuklar harika. Diyaloglar süper. Atmosfere zaten diyecek bir şey yok.

İlk defa bu kadar fazla övdüm herhalde bir diziyi :)) Ama hak ediyor. İzleyin eminim siz de çok seveceksiniz.

Bu diziyi Spartacus’le kıyaslayan bazı kişiler var. İki diziyi de çok seven bir olarak şunu söylemeliyim ki, Rome Spartacus’ün içinden geçer.

Rome kült bir eserdir. Spartacus ise izleyenlere keyifli vakit geçirtecek güzel bir yapımdır.

Rome, Al Pacino ve Robert De Niro’lu, “Heat” filmidir. Spartacus ise “Hızlı ve Öfkeli” serisidir.

Farkı anlatmaya gerek yok.

En sevdiğim karakter : Marcus Antonius

Sons of Anarchy

Daha önce önerdim sanırım. Harikadır. İçinizde azıcıkta olsa bir motorsiklet tutkusu varsa, bu dizi alır onu 100 le çarpar. Müziklerini diziyi bitirdikten sonra bile açıp dinlersiniz. En iyi müzik seçimleri kesinlikle bu diziye aittir.

Şimdilerde bir spin-off u çıktı. Fakat beni sarmadı.

Hiç düşünmeden izleyin.

En sevdiğim karakter : Opie Winston

Oz

Hapisane temalı harika bir dizi. Başrolü yok. Ne zaman ne olacağı hiç belli değil. Uyandırayım :))

Psikolojik ve sosyolojik çıkarımlar da içeriyor. Karakter gelişimleri çok iyi yansıtılıyor. İçeriye bir süt çocuğu olarak giren birinin nasıl yavaş yavaş psikopata bağladığını çok net görüyorsunuz.

Özellikle hapisane temalı filmleri sevenler kaçırmasın.

Bunu da Prison Break dizisiyle kıyaslayanlar var. Az önce Rome ve Spartacus için ne dediysem aynısı bunun içinde geçerli. Oz içinden geçer beyler :))

En sevdiğim karakter : Ryan O’reilly

Band of Brothers

2. dünya savaşına özel bir ekibin hikayesini konu alan 10 bölümlük bir mini-dizi. Bir başyapıt.

Her bölümü film kalitesinde.

Bizde 1000 tane Band of Brothers çekebilecek kadar hikaye olmasına rağmen bu konuda malesef bir bok yapılmıyor. Üzüntü verici.

En sevdiğim karakter : Dick Winters

 

Tavsiyelerim bu kadar dostlar. Sizinde tavsiyeleriniz varsa aşağı yorum kısmına yazabilirsiniz.

Bir ara genel kültürünüzü artıracak ve keyifle izleyeceğiniz belgesel önerisi de yaparız.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

 

 

 

Bir Kadın ve Sekiz Beta

Merhabalar baycentilmen.com okurları. Bugün flaş bir konuyla karşınızdayım.

Bundan bir süre önce youtube ta gözüme çok saçma bir video çarptı. Aranızda mutlaka izleyenler vardır. Normalde ilk izlediğimde yazacaktım fakat unutmuşum galiba :))

Videonun adı 8 erkek 1 kız. 8 erkek bir odada maskeli bir şekilde oturarak, ortada duran bir kızı mesajlaşma yoluyla etkilemeye ve sona kalmaya çalışıyor.

Uzun zamandır izlediğim en cringe videolardan biri baştan onu söyleyeyim. Şimdi bu videoyu koyuyorum. Sizlerde izleyin ve ardından bu konu hakkında konuşalım.

 

 

İzlediyseniz başlayalım bakalım.

Şimdi bu videoyu 2 açıdan incelemek istiyorum. Birincisi böyle bir konseptin erkekler için ne kadar aşağılayıcı olduğu yönünde bir inceleme olacak. İkincisi de video içerisindeki diyaloglar ve yazışmalar hakkında olacak.

Şimdi hep soruyorsunuz ya “abi bu kızların götü neden bu kadar kalkık” diye. Bu videodan sonra sormazsınız herhalde. 8 tane erkek, sona kalanın ödül olarak kızla kahve içmeye çıkacağı, adeta battle royale formatında bir oyuna gönüllü olarak katılıyorlar ve buradan bir başarı bekliyorlar.

Neden böyle bir şeyi kabul ettiniz ki ? Siz geçin ortaya, 8 tane kadın sizin için kapışsın. Ödül olarak gördüğünüz şey cidden değerli mi ? Ben söyleyeyim. Hiçbir değeri yok. Dışarı çıkın, milyonlarcası var. Kısacası gelip böyle bir videoda maymunluk yapıp kendinizi rezil etmenize gerek yok. Ortada bir ödül varsa, bu ödül her zaman için siz olmalısınız. Zaten kendinizi değil karşınızdaki kadını ödül olarak görüyorsanız, kadınlar karşısında şansınız “0” . Çünkü onlarda kendilerine ödül muamelesi yapan erkeklere karşı arzu duymuyorlar.

Kısacası bu sokuk yarışmada sona kalsanız bile o kadın size karşı hiçbir arzu duymayacaktır. Ki zaten kızın sona kalan elemanın elini nasıl tiksintiyle tuttuğunu hepiniz gördünüz sdadsadada

Şimdi gelelim ikinci kısıma.

Videodaki kız; kadınsı özelliklerini ön plana çıkartmayı seven ve günümüzde instagram sayesinde de aşırı ilgiden dolayı kendini bulunmaz hint kumaşı sanan tipik kız modeli.

Erkeklere gelelim. Saçma sapan giriş cümleleri. Karşı tarafın hak etmediği iltifatlar. Sürekli kendini anlatarak sohbeti ilerletme çabaları. Bir anda şaire yada filozofa dönenler. Kızın yazdığı bir satır cümleye destan yazanlar. Kızı soru bombardımanına tutanlar. Elenip çıkarken utana sıkıla çıkanlar. Sen kaybettin diyen pasif agresifler.

Kısacası neresinden tutarsanız tutun elinizde kalıyor gençler :))

Şimdi videoyu bu kadar gömdük. Ama buradan çıkaracağınız dersler yok mu ? Var tabiiki.

Yukarıda aslında hiçbir kadına karşı yapmamanız gereken hataları yazdım. Saçma sapan girişler yapmayın. Giriş cümleniz sıradan değil, farklı olsun. İltifat etmeyi bilmiyorsanız asla iltifat etmeyin. Şairliğe soyunmayın. Çok aç gözüküyorsunuz. Aynı şekilde soru bombardımanı yapanlar sizde aç gözüküyorsunuz. İdeal konuşma, kendinizden olabildiğince az bahsettiğiniz konuşmadır. Bir gizeminiz olsun. Konuşmayı kızın üstüne çekin. Zaten kendileri hakkında konuşmaya bayılıyorlar. Sona kalan elemanda diğerlerinden farklı olarak bunu yaptı.

Kız en son, “Ödül olarak bir kahve içmeye çıkarız” dediğinde eğer eleman “Buradaki tek ödül benim. Seninle kahve içmekte ilgimi çekmiyor.” yada “Ben gerçek hayatta da alışığım bu duruma. Benim içinde antrenman oldu.” minvalinde cümleler kursaydı o zaman arkadaşı bir bölüm sitemiz de ağırlardık ama malesef onunda diğerlerinden çok bir farkı yok :)))

Sonuç olarak hayatınızın merkezinden kendinizi çıkarıp oraya bir kadını koyduğunuz gün bittiğiniz gündür gençler. Bizim trakya da bu tarz erkeklere “amsalak” denir. Kesinlikle kendinizi, ailenizi, geleceğinizi bir kadın için 2. plana atmayın.

Eğer atarsanız “amsalak” olursunuz :))

Bir sonraki yazı, uzun zamandır çok istenen “Baycentilmen’in En Sevdiği Diziler” olacak. Bugüne kadar ufak tefek önerilerde bulundum. Fakat top 3 yada top 5 tarzı bir liste yapmak beni gerçekten zorlayacak. Bakalım hangileri olduğunu göreceğiz.

Görüşmek üzere.